19 Ağustos 2016 Cuma

Gidiyorum bütün aşklar yüreğimdeeegh

 Son 1-2 gün çok ağır bir telefon trafiği oldu ama sonunda hallettik.
Şimdi şirkete kabul işi bittiğinde *ekim başı gibi gidersin* denilmişt,e bende ona göre otelde falan geçici süre çalışayım demiştim(iyi ki demişim,sıkılırdım lan yoksa).Cunda-ayvalık ikilisi zaten efsane güzel.

 Neyse,

Ağustos ayı boyunca bunlardan ses çıkmayınca *bi arayayım nooluyo* dedim,hiç çekinmedim new york'taki ana ofiste beni işe alan elemanı aradım.
 2 gün sonra tekrar aradım,telefonda bana uçak bileti aldı.Şaka gibi lan.

İşin özü 1 aylık bir açık varmış Freedom of the Seas'de(royal caribbean),şu an orada bulunan eleman gideceği için beni yolladılar ama şirkette düşünüyodu *ya bunu 1 ay için istanbuldan amerikaya getirecez,sonra tekrar götürecez,değer mi* falan diye.değiyomuş demek ki.
 Hoş 1 ay sonra başka gemilere transfer ede ede gelecek mart'a kadar kalıcam gibi bi his var içimde.

 Sonuç olarak,3 eylülde frankfurt aktarmalı orlandoya gidiyorum!
Bu 1 ay aslında hiç gitmediğim yerler olacak.Meksika,Porto Riko ve jamaikadaki bir yer.Porto Riko özellikle kolonizasyon döneminden kalan şehir merkezi sebebiyle merak ettiğim bir yer.
 Birde cayman adaları var,o da ingiliz sıçmığı,banane.Belki gezerim o ayrı.

Asıl sıkıntı şu gençler;bu pozisyon bir garip,ben müşteriyim ama mal satıyorum,komisyonumu alıyorum.E müşteri olmak demek gidilecek her liman için TECE vatandaşı olarak potansiyel *vize* alınması gerekebilir demek.
 Ki karayiplerde mesela cayman adaları ve fransanın adaları için bu durum geçerli.Hatta şirketle aramızda onu konuşuyoduk,adamlar ondan dolayı çekiniyodu.

 Çok sorun yokmuş gerçi.Daha önceden Büyük britanya dışişleri bakanlığını aramıştım(dakikası 3 pound mu ne,herşeyleri ticaret bu adamların),*vize gerek kardeş* demişlerdi.Şimdi işler kesinleşince royal caribbean türkiye şubesi,daha sonra Cayman adaları göçmenlik bürosunu arayip teyid ettikten sonra karar verdik ki,vize gerekmiyomuş.

 Yalnız Şubattan beri Tr'deyim,bildiğin kilo aldım.Artık gemideki yarı olimpik yüzme havuzunda günlük 1-2 saat yüzerek+hafif vücut yaparak bu kiloları atıcaz.

 Hadi geçmiş olsun.

Fantastik Diyaloglar

 Tahmin edilebileceği üzere TECE pasaportu taşıyınca ve bu ülkenin vatandaşı olunca gayet fantastik diyaloglarla karşılaşabiliyor insan.Pasaportu bir kenara koyarsak,bu ülkenin vatandaşı olmak zaten başlı başına fantastik diyaloglara gebe.
 Hani yaşadığımız ülke kesinlikle normal değil,onu bilin diye söylüyorum(bilmeyen mi kaldı gerçi).

 Şimdi sene 2010'un yaz ayları,Kıprısta üniversite okuduğumdan mütevellit pasaport var tabi(şu kabı iki kullanımda yırtılanlardan).15 günlük çalışma kampına gidicem,e karşı kuruluştan davetiye falan geldi,finlandiyadan vizeyi aldık,gidicez.Garip bir şekilde gideceğim uçuşta finnair'in istanbuldan kalkan son uçuşu.Herifler Tr'ye bir daha gelmedi,zaten uçakta 5 kişi falan vardı.
 E indik,o sıralar saçlar uzun,terörist metalci gibi gözüküyorum,sakallar falanda var,lakin mallık şu ki davetiye mektubunu almamışım,ilk schengenle potansiyel güvenlik açığıyım yani.
 İşin garibi o zamanlar nası bi kafa varsa,*ya bu adamlar zaten metalci,rahat ol bişey olmaz* kafasında bıraktım o saçı sakalı falan.E iyi de istediğin kadar metalci ol,sen tc vatandaşısın lan,salak mısın?
 O zamanlar bilmiyoruz tabi.
Diyalog aynen şöyle:
 Ben:Ehehehe moi(hafif gülümsenir,kalp çarpmakta ama hissettirilmemektedir,nası bi kontrol varsa)
 Polis:*Kim ulan bu tipini ...iğimin* tarzı bakar,tabi ki erkek ve sarışındır ve gecenin yarısıdır saat.
 Polis:Naapcan sen burda?
 Ben:Çalışma kampı var ona geldim,sonra baltık ülkelerinden geçerek Polonyadan geri döncem(dönüş bileti de yok bu arada,cesarete gel)
 Polis:Nerde?
 Ben:Şurda ve şurda.
 Polis:Davetiye mektubu var mı?
 Ben:(içten ehehe diye gülmekteyimdir) Valla elçiliğe verdim ama telefon numarası var arayabilirsini.
 Polis:Gecenin 3ünde açmazlar.
 Ben:(çok akıllı şeyler söylüyorum dimi?)
Bundan sonra polis en aşağı bi 5 dakika elinde damgayla bekler,dünyanın en uzun 5 dakikası olabilir o.
 Damgayı basar,*kiitos* der geçerim.

 ABD vize görüşmesi:
Açık konuşmak gerekirse *mal* olduğum zamanlar çoktur,hatta hala devam eder ara ara.Bunlardan bir tanesini de vize görüşmesinde yaptım.
 Şimdi bizim şirket ilk defa TR'den eleman alacak,insan kaynaklarından eleman önceden gelmiş,elçilikle konuşmuş,şirket belgelerini sunmuş,*biz trden eleman alıcaz,durum böyle böyle,vize verin* diye.Bunları sonradan öğreniyoruz tabi.
 Neyse,işe alındık,kontrat falan geldi(yemin ederim herifler soğuk damgalı,watermarklı falan kontrat yapmış).ABD elçiliğinden randevu alacaz ama istediğim tarihe randevu yok tabi.
 Lakin elçilikte durum şöyle ki;eğer acil bir durumunuz varsa ve bunu açıklarsanız araya tıkıştırabiliyolar,beni de tıkıştırdılar öyle.
 Neyse ds160 mı neyse doldurduk gittik sabah 9da,bildiğin 40 kişi falan var,hepsininde randevu saati aynı.Ben orduevi çalışanı gibi kravat,ceketle falan gitmişim(altın kural:ABD'de dış görünüş HERşeydir).
 Neyse,elçiliğe girince ilk bankoda kimlik veriyosunuz,sonra hangi dilde görüşmek istediğiniz soruluyo ve içeri giriyosunuz.Numaranız ilk yandığında parmak izi vereceniz,sonrakinde görüşme var.
 Elde dekont,kontrat falan gittim,gözlüklü yetkili bi abi denk geldi.Aldı kontratı,muhabbet şu:
Eleman:San Francisco'dan mi binicen?
Ben:He canım.
Eleman:İlk kontrat mı?
Ben:Evet.
Eleman:İyi hadi vizeyi onayladım,ups masasına git,kargo ücretini ver,3 güne gelir.

 Şimdi burada bir mallık yok dimi?
E yok,mallık şurada;C1D vizesi için başvurduğunuzda,akabinde turist vizesi içinde başvurabiliyosunuz ve ek belge olmadan 2sini birden veriyolar.O zamanlar(2011 falan) vize ücreti 120 dolar mıydı neydi,turist vizesi için ekstra dolaresler veremedim.Yazık oldu.
 Gerçi sonra aldım,çokta bi mallık yapmamışım.Neyse.

San Francisco Havaalanı
Daha önce biyerlerde yazmıştım,C1D vizesiyle girmenin bazı kuralları var.Öyle pasaporttan elinizi kolunuzu sallayarak geçemiyosunuz(aslında geçebiliyosunuz da,polise bağlı).Normal şartlar altında pasaporttan sonra arkadaki ikinci bi kontrol noktasına yolluyolar,orada sıra bekliyosunuz,gelince polis formda doldurulması gereken yerleri söylüyor,doldurup,damga alıp gidiyosunuz,bişeyi yok yani.
 Nası bişeyse,öyle bir odaya bir kere düştüm,elemanın bi tanesinde 5 pasaport falan vardı,oha lan.Yememiş içmemiş belli.

 Neyse,şirket frankfurt aktarmalı San francisco bileti aldı bana(bu arada frankfurttan geçince transit vize istenmiyor ama münihte isteniyo mesela).Frankfurtta uçaktan dışarı adımımı atınca *türk pasaportunu check eden polis* sendromunu ilk defa yaşadım.Eminim ki başka ülkeden gelen uçaklara bu muamele yapılmıyodur.
 Şimdi bünye şu şekilde;Sen ilk defa 1 sene önce yurtdışına çıkmışın ki gittiğin yer Tr'ye görece yakın,yaşın 22 falan,adamlar seni dünyanın öbür ucuna gönderiyo ve gemiye gidip 6 ay yaşıcan.Hayır başıma bi iş gelse ebeveynlerin falan gelmesi imkansız yani,hatta saat farkından araman bile imkansız.Şimdi düşününce *ne taşak varmış lan* diyorum da,yahu başınıza ne gelecek allasen.Her gün yüzbinlerce kişi gidiyo ABD'ye sorunsuz.
 Şimdi pasaporttan çıktım,bi baktım ki havaalanı bomboş,lufthansa iyilik yapıp bizim bavulları bi kenara koymuş.Aldık,önümde 5-6 tane alman var,havaalanından çıkmadan önce bi kontrol daha var.Polise pasaportu gösteriyosunuz,ya sağa(havaalanından çıkış),ya da sola gidiyosunuz.
 Tabi ki bölgesinin lideri,mükemmel uzun adamın yönettiği Ay yıldızı gören polisin surat hafif değişir,direk sola yollar beni.
 Adamlar bavulu xrayden geçirip,bide üstüne açıp,her giysinin içine falan baktılar lan.
O zaman anladım ki bu ülkeden bir nane olmaz,ama çaktırmadım.
 Beni karşılamaya gelen ilkokul arkadaşım bile pes edip geri gitmiş,bi 3 saat falan beklemişimdir havaalanında.

 San Diego dönüş:
Şimdi ilk kontrat bitmiş,5 ay sonra yolladılar beni geri,cepte bi 6 bin dolar falan var.Sonradan anladım ki toplam 12 bin dolar yapmışım,6 bini nereye gitti bilmiyorum(evet annem bildiğin sorguladı).Hala da bilmem nereye gitti.Amerikalıların yaptığı gibi *blame canada* diyip geçiyorum.
 Şimdi TC geleneklerine göre,aile fertlerinden birisi ABD'den gelecekse,illa *ay şunu da al,ay bunu da al* denilir.Abim özellikle iphone 3 istemişti(iphone 3 vardı heralde o zamanlar,yeni çıkmıştı),onun macerasını anlatıcam,bide havaalanında bazı şeyler oldu.
 Şirket mükemmel bir dönüş bileti aldı.Uçuş gecenin 12sinde falan,gemiden sabah 10da ayrılmamız gerek.İşin mükemmel olan kısmı ise limandan bizi direk ücretsiz havaalanına götürecekler,orada bavulları verip,direk şehir merkezine geri kaçıcaz.
 O zamanlar bilmediğim ufak bir detay ise şu;Amerikalılar check in bankolarında check in yapmayı bırakmış,bilgisayarlardan falan yapıyolar.İyi hoşta bizim pasaportlar eski,okumuyor.Gittik check in yaptık,20 dolar ona verdim,bide ekstra check in bagajına 60 dolar verdim,80 doları iç etti herifler.Koydu mu?
 Koymadı.
Şimdi San Diego hakikaten güzel yer.İklim sürekli bahar,ucuz alışveriş için meksikaya yakın falan.ABD'de yaşamak isteseydim ilk seçimlerimden birisi olabilir.Zaten ABD'nin en iyi iklime sahip şehri seçildi kaç kere.
 Abi iphone 3 istediği için,atladım taksiye.Taksici süper tatlı zenci bi eleman,paso *apple store nerde* falan diye telsizle soruyor.Sonunda böyle açık hava alışveriş merkezi tarzı bi yere attı beni.
 Sıkıntı şu ki,iphone çıkmış ama kontratsızı çıkmamış,onu geçtim heriflerde kalmamış bile.E öyle olunca boşverdim.
 O sıralarda da yeni bi ayakkabı modeli vardı,şöyle bişey:


 Çok tatlı bi ayakkabı,baya da rahat ama çıplak ayakla giyilmiyo,e kendisine özel çorabı var ama şehir hayvani ve yemin ediyorum akşam 6dan,akşam 9'a kadar bunun çorabını aradım.Sonunda buldum ama.
 Seattle'da 80 dolardı,San Diegodan 50 dolara falan aldım.Hoş çok çabuk su falan geçiriyo,o kötü.Şimdi su geçirmeyen güzel modellerini çıkarmışlar ama.
 Neyse,
Havaalanına gittim,elemana sordum,konuşma şu:
 Ben:Selam 3 transferli bir uçuşum var,bagaj kaybolma olasılığı nedir?
 Eleman:ABD içi için %1 civari,ABD dışı %25.

Herif direk %25 dedi ya? Vay babasını.

 Neyse kaybolmadı zaten.
Güvenlik kontrolünde de uyarı asmışlar *lütfen üstümde tabanca,bomba var esprisi yapmayınız* diye.Merak edip sordum *yapan gerizekalı var mı* diye polise,*evet var* dedi.Direk gözaltına alıp,sorguya çekiyolarmış.
 11 eylülden sonra ABD polisine istedikleri kişiyi sorgusuz sualsiz nezarete atma yetkisinin geldiğini hatırlatayım.Şakası yok.

 ABD Turist vizesi:
Yukarıda yazdığım gibi,mallık yapıp turist vizesi almayınca,2012de mi ne askerliği tecil ettirmek için New york başkonsolosluğuna gitmem gerekiyodu,e vize alayım dedim.O zamanlar Miami başkonsolosluğu açılmamış,new yorka bağlı bizim şirkette çalışanlar.
 İşte gittim,standart parmak izi falan verdim,yine gözlüklü adam düştü,konuşma şöyle:
Adam:Senin kaydın var bizde,vize almışsın,şimdi niye turist vizesi istiyosun?
Ben:Şöyle böyle,askerliği ertelicem,hem biraz gezerim falan filan.Zaten 5 günlüğüne mi ne gidicem.
Adam:Tr'den niye ertelemiyosun?
Ben:Trden olmuyor.Yasalara göre çalıştığın şirkete bağlı olan temsilcilikte yapman lazım.
Adam:(burda biraz kafasını kaşır,anlamamıştır) Tamam onaylıyorum,iyi yolculuklar.
Şimdi tehlike burada şu;adam şaşırdı,gayet güzel redde verebilirdi lakin gidiş sebebi kesin olunca,vermedi ama bu hiçbir zaman vermeyeceği anlamına gelmez.Belki paralel evrende red almışımdır.

Ha bu arada eve geldim,3 gün sonra sonraki kontratın belgeleri UPS ile geldi.Böyle bir düzeni başka hiçbir şirkette göremediğimi belirteyim.

 JFK Havaalanı(gidiş):
Gecenin bi yarısı vardım buraya,elimde airbnb'den aldığım çıktı var,lakin havaalanından mekana nası gidicem hiçbir fikrim yok.Taksi falan düşünüyorum.
 Polis latino'lardan birisi.
Polis:Naapcan New york'ta?
Ben:Gezcem,abime,anneme iphone alıcam falan.
Polis:Nerde kalcan?
Ben:Rezervasyonu gösteririm.
Polis:İyi alışverişler der,damgayi basar yollar.
Dışarda da pakistanlı *tayyip süper* muhabbeti yapan yalancı bi taksi tarafından kazıklanırım.Normalde gidilen yol 40 dolar falan tutuyomuş,herif 100 dolar aldı.Gerçi gecenin yarısıydı ya,neyse.
 Buradan neyi anlıyoruz?
Müslüman müslümanı(hoş ben müslüman taklidi yaptım indirim yapar belki diye) gurbette s.kermiş.Birde ABD'ye girişiniz varsa,sonrakiler sorun olmazmış çok.

 Tc New York Başkonsolosluğu:
Bizim başkonsolosluk BM binasının oralarda(valla hatırlamıyorum tam adresi).Şimdi gitmeden önce ben bunları bi 15 kere falan aradım *bakın bu belgeler var,kesin mi,sonra başıma iş açılmasın* diye,hepsinden de *ok* alınca,gittim.Süper bürokrasimiz sağolsun,her an herşey olabilir.
 Aslında bir gökdelenimsi biryerde bizim elçilik,KKTC temsilciliğide aynı binada.
Ne kadar fantastik bir sistem var ki,ben içeri girerken kimliğim alınıp güvenlikten geçtim,benden sonra giren amerikalı elini kolunu falan salladı,hiç uğraşmadılar.
 Seviyorum bu ülkeyi,valla başka yerde yaşayamam.

Neyse girdim içeri,bi 5 tane banko falan var,içerisi bomboş.Çok tatlı bir hatun baktı.Derdimi anlattım,belgeleri aldı(Kontrat,şirket yazısı falan sadece) sonra içeri gitti.Sonraki muhabbet:
 Hatun:Cruise'cu burada mı? (hakikaten böyle dedi)
 Ben:Geldim geldim.
 Hatun:Sen misin cruise'da çalışan?
 Ben:(Cevabını bildiğin soruları sormak bize özgü sadece) heee.
 Hatun:Sen kıbrısta okumuşsun,çalıştın mı orada?
 Ben:İç ses(oha nası lan,nerden biliyosunuz,anamın kızlık soyadını da söyleyin?) valla çalışmadım.Sonradan anladım ki,kıbrısta çalışanlarda askerlik tecili yapabiliyomuş.Güzel fırsat,3 sene çalış,askerlik yap.
 Hatun:(tecil kağıdını uzatır) Şuraya şuraya imza atıcan,bir kopyasını sana vericem,öbürünü şirketine yollicaz,beriki bizde kalacak,bir kopyayı askeriyeye yollicaz,öbürünü de evine(kaç tane kopya var lan?).
 Ben:Tişikkirlir Sipirmin(iç ses tabi).

Açık konuşayım,Seksten daha güzel bişeyler varsa,ilki bu.İkincisi de *askerlikten muaf* belgesi almak.Hatta ikincisi daha da güzel.
 Hani *adriana lima mı,askerlikten muaf belgesi mi* desen,muaf belgesi derim,o derece.

 Litvanya Büyükelçiliği:
Dalga geçermiş gibi tek girişli 18 günlük vizenin mimarı bu arkadaşlar.Hayır davetiye mektubu almak zaten zor(prosedürü var çok),e bende fake seyahat planı hazırlayıp sundum arkadaşlara.
 İşim sağolsun yalan söyleme konusunda master yaptığımız için(vücut dili de dahil) çok zor olmuyor.Muhabbet şu şekilde geçti konsolosla;
 Aslen apartman dairesi bu büyükelçilik.Güvenlik görevlisi karşılıyor.
Görevli:Ne için gidicen? Belgeleri alayım.
Ben:Al yavrum.
Bi 10 dakika sonra içeri alır,konsolos o sırada önceki başvuranın bilgilerini SIS(schengen information system)'a girmektedir.
 Ha ben vizeyi aldığımda türkçeyi çok sağlam konuşan bir eleman vardı,şimdi bir hatun varmış duyduğuma göre.
 Konsolos:Ver bakalım belgeleri.
 Ben:Al canım,ama benim durum değişik.Şurda şurda çalışıyorum,al bu yeni kontrat bilmemne.
 Konsolos:(hala soğuktur ama hafif ilgilidir) İyi geziyoruz bakıyorum.Seyahat planı nedir?
 Ben:1 hafta vilniusta kalırım,sonra 5 gün Kaunas,sonra Polonyaya geçip geri dönücem.Otel rezervasyonları şöyle(verilir).
 Konsolos:Kaunastan polonyaya nası geçicen?
 Ben:Eeee otobüs?
 Konsolos:(sisteme bişeyler girer,belgeleri toplar falan)5 gün sonra vizen hazır.
 Ben:Tamam canikom,sağolasın.

 Riga Havaalanı:
Şimdi eskiden Thy'nin baltık ülkelerine direk uçuşu falan yoktu,ukrayna havayolları falanda yoktu,biz ucuzcu Airbaltic ile riga aktarmalı gidiyoduk.Sonra airbaltic Trdeki operasyonları durdurdu,ukrayna havayolları da kiev aktarmalı baya ucuz seferler falan koydu,artık ulaşım öyle.Thy'de var ama kazık.
 Vilnius'a aktarma yapıcam,pasaporttaki polisleri de kesiyorum azıcık.Doğu avrupa geleneğine uygun olarak hatun olana yanaşıcam -ki erkek olan *la bu da hatunlarımıza dadanmaya geldi* diye düşünmesin-.
 Polise pasaport verilir.
Polis:Naapcan Litvanyada?
Ben:Kız arkadaş falan filan.
Polis:Niye? Türkiyede kız mı kalmadı?
Ben:(şimdi ben bu muhabbeti daha önce yazdım ama yine yazayım) Aslında bu özel bi soru *sanane ulan*la geçiştirilebilir.Lakin öyle bişey deseydim işleri yokuşa sürerdi falan filan diye düşünerekten bizim hatunlara baya geçiren sürüyle neden söyledim(trip,naz,evlenme manyaklığı falan filan).Şimdi kendilerine karşı daha ılımanım o ayrı.
Polis:(hafif şaşırma/korkma arası bi surat ifadesi) Anladım,Avrupa birliğine hoşgeldin.
Ben:Sağol cicim.

 Ha bu uçuş aslında schengen bölgesi içinde aktarma yapmam gereken ilk uçuştu.Atatürk havaalanındaki görevli hatuna *ya bagajlar aktarılır otomatikman dimi?* sorusunu sorunca hatunun bakış direk *ilk defa mı çıkıyo bu ya* tarzı bişey olmuştu.Bakışla öldürdü direk ya.

 Varşova Havaalanı:
Şimdi bu hikayenin ana karakteri ben değilim ama benim ex.Sonradan söyledi baya güldüm.Bi ara varşovada yaşayan kuzene uğrayip,istanbula gidecedik,bizim hatununda AB dışı bir ülkeye ilk gidişi falandı.Yaşı da o zamanlar 18 falan,e kız minyon olunca 12 gösteriyo,girdi bu çıkış için kontrole.
 Kontroldeki poliste acemilerden,yanında amiri var,bunlar bişeyler konuştu,bizimki cevap verdi falan,sonra anladım ki rusça konuşmuşlar(ortak dil baabında).Sonradan sordum olay şu:
 Polis:Ya bu kız küçük,çıkış izni versem mi ehi ehi ehi
 Polis Amiri:Ver ya uğraştırma ama harbi ufak gözüküyo.
Hatunun ne dediğini hatırlamıyorum valla.

 Amsterdam Limanı,vize bölümü:
2.gemideki kontrat bitmiş,e baltık cruiseları yapınca ve bu cruiseların başlangıç limanı amsterdam olunca,şirket oradan istanbula bilet aldı.E bizde transit vize tarzı bişey almak için gittik limana.Bu arada 5-6 kişiyiz,perulu var,bolivyalı var,filipinli var falan.Gemi bizim için schengen formunu falan doldurup fotografları da halletmiş.Biz sadece beklicez,içeri giricez,vizeyi elemanlar basıcak,sonra takılıcaz.
 En son bendim,girdim içeri,2 tane polis biri kadın biri erkek.
Ben:Selam gençler,nasılsınız falan muhabbeti.
Polis:Şuraya geçersen bi fotoğrafını alalım,birde parmak izi.
Ben:(parmak izi verirken bilgisayara bakılır,SIS görülür falan,şaka yollu sorulur)ya şimdi bana bi 15 günlük vize verseniz,burada biraz takılsam sonra gitsem?
Polis:(gayet ciddi) ne yazık ki Türkiye vatandaşlarına 15 günlük veremiyoruz,vietnamlı,perulu ve hint vatandaşlarına veriyoruz.
Ben:(Sus pus olur otururum,vize makinadan çıkar,3 gün şaka gibi) teşekkür ederim,ciao.

 Sonra dışarı çıkılır,benim dışımdaki herkes 15 günlük almıştır.

Açık açık ırkçılıkla da böylece karşılaşmışımdır ilk defa.Hoş çok bozmadı.İngilizlerin üstü kapalı *politik doğrucu* ırkçılığından çok daha iyi.Karşındaki direk ve dürüst söylüyo valla.
 Yahu amsterdamda naapcam 15 gün,çok kanım ısınmadı şehre zaten.

 Fransa Büyükelçiliği,Ankara:
Starboarddan ayrılmışım,bizim ajans beni *tolga bak binlerce euro veriyolar,gel gel* diye kandırmış,aç gözlülüğümü ön plana çıkarmış,e işi aldık tabi de,gemiyi Fransada yapiyo adamlar,0'dan gemi açıcaz yani.
 Siz siz olun 0'dan gemi açma gibi bi salaklık yapmayın.
Neyse,şubatın 28inde gidicem ben,şubat başı gibi randevu aldık,gittik elçiliğe.Garip bi şekilde aracı şirket değilde,direk elçiliğe gitmiştim.Fransızların *denizci vizesi* diye bir muhabbeti var,istenen belgeler 5 tane falan(şaka gibi ama doğru).Şimdi MSC'den yazı falan geldi,bende gittim.
 Elçilikte taş çatlasa 4-5 kişi var,standart tipler.Yani orda görevli olsan ve yetkin olsa ömrü boyunca AB'ye giriş yasağı koyacağın tipler var yani.
 Hafif tombul,baya tatlı bir vize memuruna denk gelirim.
Ben:Selam,28inde MSC Preziosa gemisine gidicem,belgeler şurda.
Memur:Belgeleri dosyadan açıp koyun lütfen.
Ben:(koyulur).
Memur:(Başvuru formuna bakar,davetiye mektubuna falan bakar) şimdi bu gemi nereye gidecek?
Ben:Valla ilk 6 ay akdeniz var,marsilya,cenova falan(sayarım ben bikaç liman)
Memur:Bu geminin gideceği limanları gösteren bir belge falan yok mu?
Ben:Valla geminin adı orda,googlelayabilirsiniz(aynen böyle dedim evet).
Memur:(hafif güler),görevin ne?
Ben:Satış elemanı.
Memur:Okul falan okumadın mı?
Ben:Okudum ama masa başı iş yapacak insan değilim,sarmadı,böyle güzel.
Memur:(standart yurdum insanı tepkisi verir,ay keşke düzenli işin olsaydı,bak emeklilik var,sigorta var bıdı bıdı bıdı)
Ben:Şimdi sizden özel bir isteğim olacak,1 sene veya daha fazla geçerli vize verirseniz,sevinirim çünkü daha çok girip çıkıcam.
Memur:Valla emin değilim ama konsolos bey'e sorarım.Vizenizin cevabı 15 gün içinde belli olur,araştırmamız gerekecek çünkü.
Ben:(Lan neyi araştırıcan 15 günde allahın manyakları) iyi peki,kaçayım ben.
 Hatun bir numara verir internetten check etmek için,3 gün sonra hazırdır,tekrar gidilir kapıdaki personelden pasaport alınır.
 Personel:Gelecek sene gel 5 senelik verelim.
 Ben:Olur abicim ne demek.

Gelecek sene gidilmez tabi.İşte insan mal olmaya görsün.

 St.Petersburg Cruise Limanı:
Rusyayla aramızın iyi olduğu zamanlarda hakikaten elimi kolumu sallaya sallaya girip çıkardım.Hatta gemideki *kafasına göre şehre gidebilen* 10 kişiden biriydim.Rusyanın o kadar boktan bi politikası var ki,vizesiz olunca çok ağır kolaylaşıyor.
 Şöyle ki,sen sadece bir kart dolduruyorsun(hatta onuda yanlış doldurdum sallamadılar),polise gidiyorsun,damgayı basıyor,geçiyorsun bitti.
 Lakin vize gerekiyorsa,hem o kartı dolduruyorsun,hem 10 dolar dolmuş ücreti veriyosun(rusça bilenler için 1 dolar falan bu dolmuş),hemde gemiadamı cüzdanın olması gerekiyo.Yoksa çıkamıyorsun.Celebrity'de kimsenin cüzdanı olmadığı için(şirket aramıyordu böyle birşey),çok az kişi çıkabilmişti.
 E müşteriler için durum daha vahim,alayı batılı,hiçbirisi vize almamış(bkz.gerizekalılık),sadece ve sadece turla dışarı çıkabiliyolar.Onun dışında çıkmak isteyenlerle polis arasındaki muhabbet şu şekilde:
 Amerikalı mal:(pasaport uzatılır)
 Polis:You need visa(vize gerek sana).
 Amerikalı mal:Ben amerikan vatandaşıyım ve cruise'da müşteriyim,gerek yok.
 Polis:(tam bu sırada polis bağırmaya başlar,amerikalı da bağırır,olay çözülmez,amerikalı mal gemiye geri döner).
 Her 12 günde bir bu muhabbet tekrarlanır.

 Ben dışarı çıkarken ki konuşma:
Ben:(pasaport+göçmen kartı uzatılır) Priviyet.
Polis:(pasaportu görünce gülümsemeye başlar) oooo türk?
Ben:Da da.
Polis:(Surattaki garip gülümseme geçmez)al bakalım iyi eğlenceler.
Ben:Spasiba canım.

Zaten rusyada polisin bildiği ingilizce 5 kelime falan.

 Warnemünde Limanı,Almanya
Bu da baltık cruiselarının güzel limanlarında.Sabah varip gece 12ye kadar kalırdık,millet mal mal berline giderdi(günübirlik gidilir mi,salaklığında bir sınırı var),biz cayır cayır alman sosisi,alman xl burgerları götürürdük,filipinli tayfa en yakın süpermarketteki bütün çikolataları bitirirdi(dalga geçmiyorum,abartma yok,reyonlar sıfırlanırdı).
 Burada bir sıkıntı yok ama vize gereken vatandaşlara bir kağıt veriliyor *şu şu bölgeler dışına çıkmanız yassah kardeşim* tadında,onu alıp pasaport kontrole gidiliyor o kağıt check ediliyor ve pasaporta damga vurulmaksızın ülkeye giriliyor.
 AB vatandaşları kafalarına göre takılıyo tabi.
Günlerden bir gün muzipliğim tuttu bu polislerden birisiyle takılıyım dedim.Pasaportu uzattım:
 Ben:Buyrun tc pasaportu,ahiret sorularınızı alayım.
 Polis:(Güler,baya güler hemde ama cevabı ciddi verir) Valla o sorular burası için değil,Türkiye-Almanya uçuşlarındaki pasaport kontrolü için geçerli cicim,sen zaten gemide çalışıyosun problem yok.
 Ben:*Dumur*

Artık bundan ne anlarsanız,bilemem.

 Zürih Havaalanı:
Açık konuşayım havaalanı aktarması dışında hiç isviçreye gitmedim.Lakin okuduklarım bunların baya ırkçı olduğu şeklinde.Sırf bundan dolayı Nice'e doktor raporu almak için gittiğimde buradan aktarma yapmam gerekiyordu(ingiliz şirketinin mal istekleri diyelim).3 günlüğüne gidiverdim.
 Şakam yok,kontrole bi geldim benden başka kimse yok.2 tane hatun kakara kikiri yapıyor.

Ben:(Pasaport verilir) Selam hatunlar,muhabbetiniz koyuymuş.
Memur:(hafif güler,istifini bozmaz pasaportu okutur) Naapcan Nice'te bakayım?
Ben:Valla doktor raporu gerek,makaron falan da yerim.
Memur:İyi hadi geç,iyi eğlenceler.

Eee ben sorgulanma falan bekliyodum.Ayıp oldu ayıp.Adrenalin lazım bize de. 

 Estonya Büyükelçiliği:
İşte geliyor gönlümün efendisi.Günde toplam 5 kişinin başvurduğu,böyle bahçesi olan,villa tarzı bi yer burası.İçinde bi 4-5 kişi çalışıyodur,1 tanesi türkçe biliyor ama.
 Ben gittiğimde yanımda hintli bi eleman vardı,olayı neydi hala anlamadım ama şutladılar onu biliyorum.
 İnternetten randevu alınır,arkadaşta davetiye mektubu konsolosluğun mailina atar,gerekli belgeleri alıp giderim(o da 5 6 tane falan).
 2 tane banko var hepi topu,tabi ki taş hatunun olduğu tarafa gidiyorum.

Ben:Tere,vize için başvurucaktım arkadaş davetiye yolladı.
Memur:(belgelere bakar,hafif şaşırır)Sen ne işle uğraşiyosun şimdi?
Ben:Cruise'da kuyumcuyum.Maaş bordroları falan burada,kontrat burda vs.
Memur:E bunlarda damga yok sadece imza var.Nerden bilicem gerçek olduklarını?
Ben:(hesupanallah) bakın cüzdanda önceki gemilerin kayıtları var,damga için kaptanı kovalayamazdım,onu geçtim zaten öyle bir sistemi yok şirketin.(Babamın banka hesabını veririm çünkü kendi hesabım yoktu -ki hala yok ama olacak- )
Memur:Schengen geçmişin güzel,lakin banka hesabında para olmadığı için uzun süreli veremicez.
Ben:Tamam şekerim,geçmiş olsun.

3 gün sonra giderim,elemanın biri vardır,o da aynı şey der,6 aylık vermişlerdir.

 Demek ki neymiş,para+schengen geçmişi herşeymiş.Buradan alınacak ders budur.

Yalnız hatun taştı.

 Münih Havaalanı:
Şimdiye kadar başıma gelen en garip şeylerden birisi bu havaalanında yaşadığım olaydır.Şimdi gemi transferim çıktı,gittim istanbuldan münih aktarmalı ispanyaya.Lakin pasaporttaki eleman vizeyi okutup,3 4 kere parmak izimi almaya çalışıyor ama beceremiyor.Bi 10 dakika geçti,*arka* bölüme geçtim.
 Arka bölümdeki sorular:
Memur:Naapcan ispanyada?
Ben:Gemiye binicem.
Memur:Belge var mı?
Ben:(verilir belgeler)
 2 saat falan beklenir,bu arada aktarmaya bi 45 dakka falan kalmıştır.Memur geri gelir.
Memur:Almanca biliyormusun?
Ben:Hayır ingilizce devam edelim.
Memur:Tamam.Şimdi sıkıntı şu;Fransa büyükelçiliği sana vize verdiğinde parmak izini yanlış girmiş.Yani sol elini sağ'a,sağ elini de sol olacak şekilde sisteme girmiş.Sen estonya vizesine başvurunca onlarda fransa vizesinden kopyalamış bu parmak izini.Şu an münihteki fahri konsoloslu aradık,kayıtları silmesi gerekiyor.
 Ben:E iyide vize ortak değil mi,siz nasıl silemiyosunuz?
 Memur:Vizeyi veren ülke silebiliyor sadece.
 Ben:(lan nası boktan bir SIS'tir bu) iyi peki.
10 dakka sonra gelir,parmak izlerini alır,sonra tembihler *sonraki vize başvurunda söyle,dikkat etsinler).
 Damga basılır,uçağın kalkmasına 20 dakika falan vardır.Hayatımda öyle koştuğumu hatırlamıyorum.Sonra kapıya varınca gördüm ki 35 dakika rötar yapmış.
 Hayatta ballı olduğum zamanlar var tabi.

 Atina Havaalanı/Lavrio Limanı:
Şimdi bu iki olay birbiriyle bağlantılı,ondan yazıcam.Estonyadan vize alıp 1.5 ay kalacağım bi gemiye gittim.Normal şartlar altında gemiye binince görevlilerin benim schengen bölgesinden çıkışımı sağlamaları lazım ama bu mallar yapmamış(topu topu 1.5 ay noolcak lan kafasıyla),resmi kayıtlara göre 1.5 ay schengen içinde kalmış gözüküyorum.
 E gemiye gitmeden önce 1.5 ayda zaten litvanyada vs. kalmışım.Oldu mu 90 gün sana.
İşin garibi bu değil,işin garibi benim bunu bilmemem ve sonraki gemiye biniş için atinaya elimi kolumu sallaya sallaya girmem.
 Havaalanına varılınca pasaport bankolarındaki polisler AB dışı elemanların işlemini yaparken,solda başka bi polis *ABciler buraya gelsin* diyip,pasaportun kabına bakıp geçirmekte(yalan pasaport alsak kimse çakmayacak yani).
 Geldim ben;
Ben:Kalimera komşu.
Polis:Ooo turko.Estonya mı?
Ben:He.
Polis:(damgayi basar) hadi iyi tatiller.
Ben:Efkaresto canım.

 İşte o gece hotel falan derken,sonraki gün müdürü de alıp limana gideriz.Gemi 1 ay falan bakımda kalacağı için,biz mal mal takılmaktayızdır hiçbir şey yapmadan.Günlerden bir gün port agent gelir(şirketin yunanistan sorumlusu),müdür arar beni *tolga dışarı gel sorun çıktı vizende* diye.
 Giderim:
Port agent:Sen schengen bölgesinde 90 günden fazla kalmışsın.
Ben:(ananı bacını harbi mi lan? diye düşünülür,sonra olay çakılır) valla önceki gemi çıkışımı yapmamış,bak kaydı şurda vs.
Port agen:Polisle konuşucam ama sınırdışı edebilirler ona göre.
Ben:(lan ne güzel takılıyoduk) iyi napak.
 Valla korktuğum anlardan birisidir bu.Ne mi oldu?
Yunanca bi damga basmışlar üstüne geminin adını yazmışlar,geçti gitti bişey olmadı.
Buradan ne anlıyoruz?
 -Pasaport doluysa kimse *kaç gün kalmış lan bu* diye bakmıyor.Ama dikkat edin gençler.

Ha bu arada syros adası ne güzeldir,ne tatlıdır öyle.Turist sayısı yeminle koca bir SIFIR.E doğal olarak güzellik süper.

 Miami Havaalanı:
Şimdi gemiye binicem,sıkıntı şu ki Miami limanı dünyanın en büyük cruise limanı olduğu için her gün giriş yapan yüzlerce personel mevcut,bunların hepsi de *ikinci* kontrolden geçiyor.
 Sıkıntı şu ki,san francisco gibi 5-10 kişi yok,burada 100lerce kişi var sıra bekleyen.Ama gel gör ki nasıl ballıysam ben,pasaportu polise verdim olay şu:
 Ben:Kolay gelsin mamurcum.
 Polis:Selam canım.(çok çaktırmaz işlemleri yapar).Kontratı göster bakayım.
 Ben:(kontrat verilir).
 Polis:Sen daha önce girmişsin?
 Ben:He valla kurban.
 Polis:(göçmenlik kartını alır) Şuraya şuraya gemi adını yaz.
 Ben:Yazayım.
 Polis:(kartı alır,yarısını yırtar verir) Hadi kolay gelsin.
 Ben:Sağol ciğerim.
Muhabbet basit dimi? Değil işte.
 Sonradan öğrendim ki,benden sonra gelen ingiliz tayfa(benim iş arkadaşları)yı polis bekletmiş,ikinci kontrole salmış,orada da bi 3-4 saat beklemişler,mırın kırın ediyolardı.
 *Mıhıhıhı geberin ingilizler* dedim içimden.Hoş içlerinden birisi süper tatlı galli bi hatundu ama olsun.

 Esenboğa Havaalanı:
Ankarada yaşarken birkaç kere buradan frankfurt aktarmalı gittim gemiye.Uçak sabahın köründe tabi,pasaporta geldim.Amacım tc giriş-çıkış damgalarını pasaportun arkasında toplamak,öbür ülkelerin giriş çıkışını da vizelerin yan sayfasında toplamak ki düzenli olsun.
 Ben:Günaydın memur bey,çıkış damgasını arka sayfaya basarmısınız lütfen?
 Polis:(şöyle bi bakar,tipini s.tiğimin diye) neden?
 Ben:Giriş çıkış damgalarını düzenlemeye çalışıyorum da.
 Polis:E litvanya vizesinin yanına basmışlar daha önceden,şimdi niye arkaya istiyosun?
 Ben:O vize tek girişli olduğu için düzenli oldu,lakin arka sayfaya istiyorum bundan sonra karışık olacak çünkü.
Yemin ederim bundan sonra en aşağı 10 dakika tartıştık.Birde üstüne vizeyi UV ışığının altında falan inceledi sahte mi değil mi diye,sapık mısın lan?
 Sonradan öğrendim ki tc giriş çıkış damgaları zaten arka sayfalara basılıyomuş,uygulama öyleymiş.
Bunlarda tabi çok aksiyon olmayınca,sıkılıyorlar millete sarıyolar onu anladım.

 Ankara Hilton Oteli,İş görüşmesi:
Bu fantastik diyaloglarda zirveye oynar.Şimdi üniversiteyle işim bitmiş,zerre iş tecrübem yok(kıbrısta arada araba yıkadım,paramı alamadım o ayrı,birazda garsonluk var).58 kişi 2 grup halinde(2 ayrı gün) toplu mülakata giricez.Girmeden önce hafif eğitim falan verilmiş,zaten ajans sahibi de eski cruise garsonlarından,gelen adamı da tanıyor,taktik falan verdi.
 Bende görüşmeye gitmeden dibine kadar araştırmışım herşeyi.Yani direk amiyani tabirle *noob* olarak gittim.
 Mülakat iyi gidiyo,paso soru soruyorum falan,o sırada dallamalardan birisi *ya abd türkiyeyi sevmediği için vize uyguluyo* gibi siyasi muhabbetlere giriyo işverenle(sakın ha,hele ki abd'de),öbür süper *boğaziçi*,*odtü*lü elemanların sesi bile çıkmıyo.30 kişilik grupta sesi çıkan 2-3 kişi var anca.
 Hayır anladık tamam bir tarafınız kalkıkta,herif türk değil lan nerden bilecek boğaziçi,ortadoğu ne allasen.
 Süper miniyle herifi ayartmaya çalışan hatunlarda ellerine aldılar,adam gay çıktı.En çok kıs kıs güldüğüm zamanlardan birisidir bu.Ben o kısalığı rusyada görmedim lan.Potansiyel var demek ki.

 Neyse toplu mülakat bitti,akşam 5 gibi falan milleti teke tek mülakata çağırıyor.Kural şu;eğer toplu mülakatta adamın gözüne girmişsen birkaç formalite soru sorup yolluyor,eğer sus pus takıldıysan,ağzına sıçıyor.
 Herif insan sarrafı,bizimkiler kendilerini çok çakal zannediyo tabi.Yani muhabbeti adam yönetirse,direk stres testiyle falan ağzına sıçabiliyor(kasten yapılan birşeydir,stres seviyeni özellikle yükseltir,bağırıp bağırmayacağına bakar yani)
Girdim salona,eleman bilgisayara bişeyler giriyo,olay şu:
 Ben:Selam,ya ben baya heyecanlıyım falan hiç yapmadım böyle bişey,kusura kalmayın(aynen böyle dedim evet).
 İşveren:(gülümser) gel hadi gel otur şöyle.Siz şimdi yakutu kaçtan satıyorsunuz?
 Ben:Valla kalitesine göre değişiyo ama 5 dolardan başlar.
 İşveren:(göz bebekleri büyür böyle inanmamış gibi) hakikaten mi?
 Ben:Valla öyle ciğerim.(bundan sonra çalıştığım yerin fotoğraflarını falan gösteririm ki samanpazarında yarı değerli taş satan esnaftır aslında mekan,baya basit yani).
 İşveren:Tanıştığıma memnun oldum,çıkabilirsin.

 Şimdi normal şartlarda böyle bir diyalog olduğunda *aha sıçtık* diye düşünülür dimi?
Çıkarken bizim ajans sahibime baktım,*ok* verdi,gülümsedim çıktım.

 Sonra öğrendim ki 14 kişi falan almış,bunlardan 2-3 tanesi sonradan evrakları hazırlamadığı için ve *ya hocam ben ara istesem şimdi gemiye gidemem (insert bahane)* gibi gerizekalı işlerle uğraştığı için,onlarda diskalifiye oldu,topu topu 10 kişi gitti yani.
 Diğer gruptanda bi 15 kişinin gittiğini düşünürsek,koskoca 70 milyonluk ülkede anca 24 kişi falan gitti gemiye.Millete sorsan *ayh ben gitmek istiyorum çok* der.Lafa değil,işe bakıcan,dimi?

 Hırvatistan Başkonsolosluğu-İstanbul:
Şimcik,mükemmel ırkçı dingiliz şirket beni ilk dubrovnikten bindirmeye karar vermişti,e hırvatlar AB'ye girince,elçiliğin yolları taştan diyip,gittik.
 Bu arada bunlar schengen vermiyor,ama schengenle giriliyor.Kendi vizeleriyle de schengene girilmiyor.Geçiş süreci diyelim.
 İstiklalin çok yakınında başkonsolosluk(saray muhallebicisinin oralar).Randevuya falanda gerek yok,ama gitmeden önce bi arayıp sormakta fayda var(kardeş boş musunuz vs. diye).İtalya başkonsolosluğunun(italyan kültürde olabilir çok hatırlamıyorum) yanında hatta bina.
 Neyse,
Gittik,basit bir güvenlik kontrolünden sonra görevliye kimlik veriyosunuz(türkçe bilmiyo elçilikte kimse bu arada).Daha sonra salon var bi tane,orada zaten 2-3 kişi falan olacak maksimum.
 Öyle sıra numarası falan yok,çağırıyolar gidiyosunuz.Benimle taş gibin,kaya gibin bir hatun konuşmuştu,muhabbet şu:
 Hatun:Gel bakalım naapcan sen?
 Ben:İşte böyle böyle,gemiye binicem,transit lazım,alın size belgeler.
 Hatun:(ingiltere gemiadamı cüzdanına bakar,çevirir) ben böyle bişey görmemiştim daha önce?
 Ben:Herşeyin bi ilki vardır.
 Hatun:Banka hesabı getirmemişsin?
 Ben:E ben çalışmaya gidiyorum,ne banka hesabı?
 Hatun:(bilgisayara bişeyler girer)
 Ben:Şimdi eğer 5 senelik verirseniz,daha sonraki tatillerimi avrupa yerine sizin ülkenizde yapmayı düşünebilirim.(küstahlığa bak lan,baya gülmüştüm ama)
 Hatun:Sen benimle pazarlık mı yapıyosun? (hafif gülüş)
 Ben:Valla size bağlı.
Şimdi o an itibariyle *kahve içelim mi* desem gayet kabul edilebilir bir pozisyon var.3 gün sonra çağırdılar,15 günlük tek girişli abuk bişey vermişler.
 Bunlarda cimri çıktı rıza baba.

 Bide turist vizesi hikayesi var askerlik için,onunda muhabbeti benzer ama banka hesabı götürmediğim için hafif mırın kırın etmişliği var ama sonunda verdi.Kendisi veriyo yani vizeleri onu söyliyim,öyle konsolos falan vermiyor.

  Hırvatistan Büyükelçiliği,Belgrad:
Bu işte çok garip muhabbetlerden birisi olmuştu.Şimdi benim asıl planım belgrada gidince *ya 2 gün zagrebe uğrarım,askerliği hallederim* şeklindeydi.E gitti elçiliğe.
 Konsolos geldi,elimde evraklar falan var,en aşağı yarım saat konuşmuşuzdur.

Konsolos:Evet genç durum nedir?
Ben:İşte şöyle böyle 2 gün falan gitmem gerek,askerliği halledicem falan filan.
Konsolos:Belgraddaki elçilik niye yapmıyo?
Ben:Yetkileri yok,balkan bölgesi için sadece sizinkiler yapıyo.
Konsolos:Valla durum şu,AB'ye girdikten sonra yasalar değişti,artık heryerden vize veremiyoruz ve bunu kontrol ediyorlar(hadi lan,inanak mı kanka).Yani sana vize verebilmem için sırbistanda yaşaman gerek.
 Ben:(çirkef tc vatandaşı mode on) *hiç mi olmaz*? (anladınız siz onu)
 Konsolos:(Biraz düşünür) valla eğer şirketten *bu kişi dubrovnikten gemiye binecek,vize lazım* tarzı bir kağıt getirirsen olabilitesi var.
  Muhabbet burada biraz yamuldu,hatırlamıyorum ama sonra konsolos fikrini değiştirip *valla veremeyiz gardaş* dedi,e gittim naapayım.

  Neymiş,öyle kafaya göre vize alınmıyomuş.

 Çanakkale Kepez Limanı,Pasaport bürosu:
Şimdi geçen sene çanakkale savaşının 100. yıldönümü olduğu için,boğazda baya gemi vardı.Hatta biz 2 gün falan kaldık,karayı göremedim gemilerden.
 Neyse,
Şimdi gemi çanakkaleden önce dikiliye uğradı.TC vatandaşı olunca türkiyedeki her limana girince giriş-çıkış damgası gerekiyo ve bunu port agent hallediyor.Pasaportlarımız zaten bizde değil,takip edemiyoruz.
 Dikilideki port agent bize çıkış basmamış.E dikiliden sonra midilliye gidip,sonra çanakkaleye uğrayınca,bizim personel müdürüne telefon geldi polisten *tc vatandaşları limana gelsin* diye.
 Bizde gittik 3 5 kişi.Girdik amirin ofisine.
Amir:Gençler size dikiliden çıkışta çıkış damgası basılmamış?
Biz:Valla mi komiserim? Harbi bilmiyoduk?
Amir:Nası bilmiyosunuz lan?
Biz:Valla biz gemiye girince pasaportlar alınır(öyledir hakikaten).
Amir:Haa tamam.Şimdi dikilideki ajans bok etmiş,sizin çıkış damgalarını bastırmamış,naapcaz?
Ben:Valla komiserim siz biliyosunuz.
Amir:Sizde gemiadamı cüzdanı var mı?
Herkes:Valla yok,biz pasaportla girdik(yalan söylüyolar)
Ben:Valla bende var.(diğerleri ne diyo bu p.ç diye bakar)
Amir:Şimdi ne yazık ki yasalar bu konuda çok açık değil,ondan birşey yapamiyorum,sadece uyarı verebiliyorum.Elimde olsa direk nezarete atardım(adamdaki hırsa bak lan).
 Daha sonra tebligat mi ne denir,öyle bi belge verdi uyarı baabında,damgayı bastı pasaportlara yolladı.

 St.Johns Havaalanı,Antigua-Barbuda:
Dingiliz şirket beni şutlayınca,bu garip havaalanından tr'ye gelmek durumunda kaldım.İşin cins kısmı ay sonu,cebimde 50 dolar falan anca var,herifler uçak biletini ışık hızıyla sabah 6da falan alıp,beni 11de şutlamışlar(demek ki isteyince hızlı olunabiliyomuş),gittik havaalanına.
 Anglosakson ülkelerinde(yani ingilizlerin sıçmığı ülkeler,ABD,avustralya falan,istisnalar hariç) garip bi şekilde çıkış damgası basmama uygulaması var.E ben bunu bilmiyorum,pasaport bankosuna gittim,bi tane hafif tombul,zenci,süper tatlı bi hatun duruyo.
 Hani burada bi muhabbet yok ama pasaportu verdi,*dedim damga yok?*,o da güldü *hadi al damga ama 10 dolar*.Ciddiye aldım mal gibi.
 Güldü geçti kadın.
Karayip insanını severim,hoş bazen gereğinden fazla relaxlar o ayrı.

Valla hatırladığım fantastik,garip muhabbetler bu şekilde.Bilmiyorum çok ilgi çeker mi ya,neyse yazmış bulundum işte.